erhan's profileİSLAM MERKEZİ - ÜM...PhotosBlogListsMore Tools Help

İSLAM MERKEZİ - ÜMMETİN BULUŞTUĞU NOKTA -

Yeni sitemiz - www.darultevhid.com - mutlaka ziyaret edin

KONULAR

http://www.sevde.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm http://www.kurandakadin.com/ http://www.vahdet.com.tr/ Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us http://alimler.fecr.gen.tr/hasan_el_benna/hasan_el_benna.htm Image Hosted by ImageShack.us

Duyuru

Loading...

Günün sözü

Loading...

Soru ve cevaplar

Loading...

Sandbox

Loading...
October 22

haber

<iframe name="I3" src="http://www.darultevhid.com/siteme_ekle_manset_ic2.php" width="550" height="280" scrolling="no" border="0" frameborder="0"></iframe>
March 19

WWW.DARULTEVHİD.COM

 

WWW.DARULTEVHİD.COM

 
 
 
 
 
 
 
SİTEMİZ YENİ AÇILMIŞTIR.MANEVİ DESTEKLERİNİZİ BEKLİYORUZ.
 
 
 
May 08

Sohbetler

 
 
 
TİMURTAŞ HOCA (DEMOKRASİ ŞEHİDİ OLUR MU?)
 
 
 
 
TİMURTAŞ HOCA (KÜFÜRE GÖTÜREN SÖZLER)
 
 
 
 
                                          TİMURTAŞ HOCA (HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ ALLAH'INDIR)
 
 
 
TİMURTAŞ HOCA (İKİ İLAH EDİNEN LAİKLER)
 
 
 
 
TİMURTAŞ HOCA (YALANCI SİSTEM) 
 
 
 
 
TİMURTAŞ HOCA (KAHROLSUN ŞERİAT DİYE BAĞIRAN ZAVALLILAR)
 
 
 
 
TİMURTAŞ HOCA (GÜNAHKAR ÖLENLERE RAHMET OKUNUR MU?)
 
 
 
 
 
TİMURTAŞ HOCA (NEREDE %99 MÜSLÜMAN?)
 
 
 
 
TİMURTAŞ HOCA (İMAN ETME ZAMANI DAHA GELMEDİ Mİ?)
 
 
 
 
 TİMURTAŞ HOCA (KURTULUŞUMUZ LAİKLİĞİN KALDIRILMASINA BAĞLI)
 
 
 
 
 TİMURTAŞ HOCA (ALLAH YOLUNA ÇIKMAK) 
 
 
 
 
TİMURTAŞ HOCA (TEK YOL İSLAM! )
 
 
 
 
             
                                        TİMURTAŞ HOCA (GERÇEK GERİCİLER KİM? )
 
 
 
 
August 25

.........

 

Image Hosted by ImageShack.us

ALİMLERİMİZ VE ŞEHİDLERİMİZ

HASAN EL BENNA
Image Hosted by ImageShack.us
 
 
 
 
 ÖLÜMÜ HAYATA TERCİH EDEN BİR MİLLETİN ÖNÜNDE HİÇBİR ŞEY DURAMAYACAKTIR.
 
 17 Ekim 1906'da Mısır'ın mahmudiye kentinde doğan Hasan el Benna dini ve ilmi yönden köklü bir aileye sahiptir.Babası hadis alimi idi.Benna ilim,takva ve zühd atmosferinde yetişmiştir.gece namazlarına ,pazartesi ve perşembe oruçlarına devam ediyordu. Yüzünün hatlarında devamlı bir elem ve hüzün görünüyordu.Kalbinde Müslümanların dertlerine çareler arama aşkı vardı.Nafile ibadetlerini aksatmıyor, İslami çalışmalarına süreklilik katıyordu. Okuduğu medrese de "kötülüklere karşı mücadele"adında bir teşkilat kurarak bazı önemli kişilere mektuplar yolluyordu.ve toplumdaki kötülüklerin ana sebeplerini anlatıyordu. Liseyi beşincilikle bitirdikten sonra "Darul ulum "üniversitesinde öğrenim hayatını devam ettirdi.Üniversiteyi birincilikle bitirmiş ve 18 bin şiir beyti ve bir o kadar da nesir ezberlemişti. Okulu bitirdikten sonra İsmailiye'deki okullardan birine tayin edilmişti.İngilizlerin tüm güçleri burada idi.ve okullarda Avrupai eğitim yapılıyordu. Halk ise bir İngiliz şirketi olan "Suveyş" te işçi olarak çalışıyor haliyle İngilizler Mısır halkını olabildiğine eziyordu. Şehid İmam o günleri bakın nasıl anlatıyor :"Allah bilir nice geceleri ümmetin dertlerine çareler aramak için geçirdik.Ve ümmetin hallerini tahlil etmek ,dertlerini ortadan kaldırmak için ne kadar düşündük.Bu hallerin tesirinden bazen ağlama durumuna gelirdik." ve Nihayet kendilerinde hayır alametleri olan altı kişi ile birlikte bir araya gelerek sistemli İslami çalışmaları başlattılar.Bu teşkilata " İHVAN-I MÜSLİMİN " yani "MÜSLÜMAN KARDEŞLER" ismini verdiler. Çalışmalar bulundukları ilde yani İsmailiyede başladı ve buradan daha sonra İslam davası için çalışacak mümtaz şahsiyetler çıkmıştı.Bunlardan biri olan Şeyh Muhammed Fergali İngiliz komutanın karşısında şöyle diyordu:"Beni İsmailiyeden ancak bir kişinin emri çıkarabilir.o da Hasan el Benna" Şehid İmam daha sonra çalışmalar genişleyince cemaatın merkezini başkent Kahire'ye taşıdı.Kısa süre içinde İhvan ülkenin her tarafında tanınır bir cemaat oldu.yurdun her tarafından katılmalar oluyordu.Tabi ki bu durumdan rahatsız olan birileri vardı.Onlarda İngilizler ve işbirlikçileri Mısır yönetimi .Hasan el Benna'yı istihbarattan bir çok kişi izlemeye başlamıştı. seneler 1947'yi gösterdiği zaman Şehid İmam mücahidlerini Filistin'e cihada gönderiyordu.Filistin dağları öyle mücahidler görüyorlardı ki hepsi birer yıldız timsali parlıyordu.Çünkü onlar Şehid İmamın terbiyesinden geçmişlerdi. Tabi bu sırada Mısır firavunu Kral Faruk boş durmuyor Müslüman kardeşlerden olanları hapishaneye atıyordu.Çünkü o Mücahidlerin kendisinden de hesap soracağını çok iyi biliyordu. seneler 1949 yılını aylardan şubat'ı gösteriyordu ki Gizli istihbarattan beş kişi Hasan el Benna'yı öldürmeleri için görevlendiriliyordu.ve 12 şubat günü ŞEHİD İMAM HASAN EL BENNA KAHİRENİN EN BÜYÜK MEYDANINDA KURŞUNLANIR.HASTANEYE KALDIRILIR AMA MÜDAHELE EDİLMEMESİ VE KAN KAYBINDAN ÖLMESİ SAĞLANIR. AMA KAFİRLER BİLMEZLER Kİ ONU ÖLDÜRMEKLE ONDAN KURTULAMADILAR ,BAKIN İŞTE O BİZİ YETİŞTİRİYOR YENİ GENÇ NESİLLERİ YETİŞTİRİYOR VE ONU SUSTURDUKLARINI ZANNEDENLER ÇOK AMA ÇOK YANILIYORLAR. RABBİM ŞEHADETİNİ KABUL ETSİN !
 
 
 
 
 
 
 
 
SEYYİD KUTUP
Image Hosted by ImageShack.us
 
 
 
 KALEM SAHİPLERİ BÜYÜK İŞLER BAŞARABİLİRLER ANCAK FİKİRLERİ UĞRUNA CANLARINI FEDA ETMEK ŞARTIYLA.
 
 Hacı İbrahim Kutub'un oğlu olan Seyyid Kutup,1906'da Asyut kasabasına bağlı Kaha köyünde dünyaya geldi.Şehid'in Hamide ve Emine adlı iki kız, Muhammed isminde de küçük bir erkek kardeşi vardı.Kahire 'de okurken babasını kaybeden Şehid ailesinin bütün yükünü omuzlarına almıştı.1940'da annesinin vefatı ile iyice yalnız kalmıştı. Şehid'in hayatını 4 ana bölümde inceleyebiliriz. Bunlardan birincisi doğumundan 1919 'a kadar geçen zamanı içine alan bölüm.Seyyid Kutup bu devrede babasının itinalı bir dini eğitim devresinde bulunuyordu.Köylerindeki medreseye gidiyordu.on yaşına geldiğinde bütün Kur'an-ı ezberlemişti. Seyyid Kutup'un hayatındaki ikinci dönem ise 1920 ve 1939 yılları arasındaki dönemdir.Bu dönemde Kahire'ye giderek liseyi bitirir ve Üniversiteye "Darul Ulum"'a girer. Bundaki amacı Arap dilinde ihtisas sahibi olmaktır.Burada 4 sene okumuştu. Seyyid Kutup'u okutan hocalarından biri olan Mehdi Alleme onun için şöyle diyordu:"Seyyid Kutup'un benim talebem olması bana çok büyük bir mutluluk veriyor.Eğer hayatta benim ondan başka bir talebem olmasa bile onun varlığı mutluluk olarak yeterlidir." Üniversiteden mezun olduktan sonra Milli Eğitim Bakanlığında müfettiş olarak görev yapar.Fakat bir yazar olarak görevini daha iyi bir şekilde yapabilmek için görevinden istifa eder.Bu sıralarda kendini okumaya verir.Ve her konuda kendini yetiştirmeye çalışır.Özellikle Arapça'ya diğer dillerden çevrilmiş kitapları inceliyordu. Seyyid Kutup'un hayatının üçüncüsü merhalesi 1939 ile 1951 yılları arasında idi. Bu dönemde Şehid Seyyid Kutup İslami düşünceye de dönüşünün bir başlangıcında idi.Seyyid Kutup Kur'an'ın uslubu ve harikalığı ile kendisini uyandırdığını kabul ediyordu.7 Ekim 1946 da Seyyid Kutup'un İslami fikre başlangıç olarak değerlendirilen " Konum dersleri "adında bir makalesi yayınlanır.Bu makalede Mısır'ın toplum yapısının,siyasi,ahlaki ve sosyal yönlerden tenkidini yaparak müslümanları çalışmaya çağırıyordu. 1948 in sonlarında "İslam'da sosyal adalet" kitabını yayımladı.Şehid bu kitabında insanlığın arzuladığı gerçek sosyal adaletin İslamda olduğunu ve hakikatin Kur'an gölgesinden başka hiç birşey de olmadığını açıklıyordu. 1949 yılında Amerika'ya giden Kutup iki buçuk yıl Amerika kaldı. 1951 ile 1965 yılları Seyyid Kutup'un hayatının son dönemini oluşturuyordu.Şehid bu dönmede edebiyattan sıyrılarak İhvan-ı Müslimin teşkilatına katılmıştı.Seyyid Kutup İhvanın bir fikir elemanı olarak çalışıyordu. 27 kasım 1954 'de İhvanın mısır devlet başkanı Cemal Abdunnasır'a suikast girişimi ile itham edilmesinden sonra İhvan mensupları ile birlikte Seyyid Kutup'ta tutuklanmıştı.kendisine 15 yıl ağır hapis cezası verildi.

Image Hosted by ImageShack.us

Fakat daha sonra on sene hapis yattıktan sonra 1964 de serbest bırakıldı. 1965'de "Yoldaki İşaretler " adlı kitabını yayınlayınca tekrar tutuklandı.Bu tutuklamada yine binlerce İhvan mensubu da vardı. 22 Ağustos 1966 'da Seyyid Kutup ' idam cezası verilir.Bu karar İslam alemine yayıldığında büyük gösteriler yapılır. Mısır'ın bu karardan dönmesi istenir.Ama karar 9 Ağustos 1967 yılında uygulanır.

Image Hosted by ImageShack.us

VE ŞEHİD ÖNDER RABBİNE VERDİĞİ SÖZDE DURARAK CANINI VE MALINI CENNET KARŞILIĞINDA ALLAH'A SATMIŞTIR.O ŞEHİD Kİ İSLAM UĞRUNDA NİCE İŞKENCELERE GÖĞÜS GERMİŞ VE BUGÜNKÜ İSLAM GENÇLİĞİNİN YETİŞMESİNDE EN BÜYÜK KATKILARI OLMUŞTUR.O HALA KİTAPLARI İLE YENİ İSLAMCI NESİLLER YETİŞTİRMEYE DEVAM EDİYOR VE KIYAMETE KADAR ONUN ÖĞRETİLERİ İLE İSLAM ALEMİ HAK ETTİĞİ YERE GELECEK VE BU KÜFÜR DÜZENLERİ YERLE BİR EDİLECEKTİR. RABBİM BİZ SEYYİD KUTUP KULUNDAN RAZI OLDUK SENDE ONDAN RAZI OL.ŞEHADETİNİ KABUL ET. ŞEHADETİN KUTLU OLSUN ! SEYYİD KUTUP
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ABDULKADİR UDEH
 
 
 
BANA ŞEHADETİ NASİP EDEN ALLAH'A ŞÜKREDİYORUM.ŞUNU BİLİN Kİ BENİM KANIM SİZİN İNKILABINIZI BOĞACAKTIR.
 
1954 yılında Şehid edilen Abdulkadir Udeh , 1930'da Kahire üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştu.Mezuniyetinden sonra sırasıyla hakimlik ve savcılık yapan Udeh 'in meslek arkadaşları arasında üstün bir yeri vardı. Abdulkadir Elirhabi zamanında hakimlik yaparken İhvan-ı Müslimini ortadan kaldırmak için bir çok davalar askeri mahkemeye verilmişti.Fakat Abdulkadir bütün davalarda beraat vermişti. 1951 de İhvanın ısrarı ile resmi görevi bırakarak ihvan saflarında göreve devam etti. Abdulkadir Udeh ,Cemal Abdunnasır 'a suikast girişimiyle suçlanmıştı.Halbuki onun idamına sebep bu değildi.Peki Udehin şehid edilmesinde hangi sebepler rol oynamıştı. 1.Abdulkadir Udeh ,İhvanı Müslimin ile Cemal Abdunnasır arasındaki ihtilaflarda arabuluculuk ediyordu. Cemal Abdunnasır ,Udeh'i İhvanın vekili olarak görüyordu. 2.1954 'de Udeh ,Abdunnasır'a İhvanın kapatılmaması için nasihatta bulunarak ,eğer kapatılırsa İhvana bağlı gençlerin liderlerinden izinsiz herhangi bir harekette bulunabileceklerini söyledi.bunun üzerine Abdunnasır : - İhvanın sayısı ne kadardır.?diye sordu. -İki veya üç milyon . -İhvanın sayısı yedi milyon olsa bile ben halkın üçte birini gözden çıkarabilirim. -Bir kişinin hayatına yedi milyon.Bu senin yanına kalmaz Cemal.! İşte Abdulkadir Udeh'in idam edilmesinden en büyük sebeplerinden biri budur. bir diğer sebep de Abdunnasır İngilizlerle imzalanmış bir anlaşmanın kanuni yönünü hazırlamasını istemiş ama Udeh bunu kabul etmemişti. Şehid Abdulkadir Udeh 1954 yılında beş arkadaşı ile birlikte idam edilirken " Ben Allah ile görüşmeye gidiciyim.Onun için ister yatağında ister savaş alanında ,isterse esir veya hür olarak öleyim hiç mühim değil." Daha sonra orada hazır bulunanlara dönerek :"Bana şehadeti nasip eden Allah'a şükrediyorum.Şunu bilin ki benim kanım sizin inkılabınızı boğacaktır."demiştir. Rabbim şehadetini kabul etsin.
 
 
 
 
 
 
 
 
İZZETTİN KASSAM
Image Hosted by ImageShack.us
 
 
 
 BU BÜYÜK KİTAP BİZE CİHAD ETMEMİZİ EMREDİYOR,ONA MUHALEFET EDEMEYİZ.
 
 
 1882 yılında Suriye'nin Lazkiye şehrinde dünyaya gelen İzzettin Kassam Alim ve Mücahid bir kişiydi.Suriye'de istiklal için ingilizlerle ve Filistinde siyonistlere karşı çok büyük mücadeleler vermişti.1925 Suriye inkılabından sonra Lazkiye'den Hayfa'ya intikal eden şeyh Kassam orada vaazlar veriyor ve gençler için kurduğu bir teşkilata da başkanlık ediyordu.Kurduğu bu teşkilata cihada en azimli ve ve en sadık gençlerden katılmalar yapıyordu. İşte bu mücahidler Hayfa'da ve Filistinin kuzeyinde büyük çok başarılı mücadeleler vermişlerdi.bu yüzden halk tarafından da sempati ile bakılıyordu. Kassam mücahidleri öyle gizli çalışıyorlardı ki İngilizler bir türlü onların izlerini bulamıyorlardı. 1935 'in sonbaharına gelindiğinde artık Kassam mücahidleri çok güçlü bir durumda idiler,bu arada ki Kudüs'teki Kurtuluş örgütü ile irtibata geçerek güç birliği sağlanmıştı. Artık kıyam zamanı gelmişti.Tarih 2 Kasım 1935'e geldiğinde Şeyh İzzettin Kassam ile birlikte bir mücahid grubu "cenif" dağına çıkarak kıyam hareketini başlatmıştı.Bu kıyam Filistinlilerin ingilizlere karşı başlatmış olduğu altıncı kıyamdı. İngilizler mücahidleri ortadan kaldırmak için bütün güçlerini Şeyh izzettin üzerine gönderdi.savaş günlerce devam etti.Defalarca Kassamı yakalamak için girişimlerde bulunuldu.ancak hepsi boşa çıktı.Kassam ile bir türlü baş edemiyorlar ,merkezinin nerede olduğunu bulamıyorlardı, halk ise Şeyh Kassam 'a destek veriyor ve onu seviyordu. En sonunda emniyet görevlisi olarak çalışan ve İngilizlerin pisliğini temizleyen bir sürüngen Şeyh Kassam ve arkadaşlarının yerini ihbar etti.İngilizler boş durur mu hemen çok büyük bir kuvveti Şeyhin üzerine yolladılar.Şeyh ve arkadaşları onları karşıladılar.Mücahidler sayıca az olmasına ve kaçabileceklerine rağmen savaşmayı tercih etmişlerdi,çok şiddetli çarpışmalardan sonra Şeyh İzzettin Kassam ŞEHİD olarak Rabbinin huzuruna giderken arkadaşları esir düşmüşlerdi. İzzettin Kassam 'ın cenaze namazı on binlerce müslümanın katılılımı ile kılındı. Şehid İzzettin kassam 'ın bu kıyamı daha sonra Filistinlileri ateşlemiş ve 1936 'da gerçekleştirilen kıyamın hazırlayıcısı olmuştu. Rabbim şehadetini kabul etsin.
 
 
 
 
 
 
 
 
ÖMER MUHTAR
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us
 
 
BEN İSLAMIN EMİRLERİNİ YERİNE GETİRİYORUM.İSLAM KENDİSİNE İNANANLARIN ZALİMLERE BOYUN EĞMESİNİ VE ZİLLETE DÜŞMESİNİ REDDETMEKTEDİR.
 
 
 1868 'de Berke'ye bağlı "Batanan "vadisinde doğan Ömer Muhtar şiddet ve kuvvetiyle meşhur "Menfe"kabilesine mensuptu.Babası eğer bir erkek çocuğu olursa onu Allah yoluna adayacağını ahdetmişti.İşte bu çocuk ilere Libya'nın en büyük mücahidlerinden biri olacaktır.Beş yaşına geldiğinde babası onu "Zennur"medersesine göndermişti.Orada okuma yazma öğrendikten sonra İslami ilimleri ve Arap edebiyatını,tarih bilgilerini elde etmesi için "Çağbab"tekkesine göndermişti.Tekke üç odadan oluşuyordu.Birincisinde çocuklara ders veriliyordu,ikincisinde misafirler ağırlanıyor,üçüncüsünde ise hocalar oturuyordu. Ömer Muhtar bu tekkede ki derslerini tamamladıktan sonra tekke yetkilileri onu "El kusur" tekkesine hoca olarak tayin ederler.Bu görev onun için zor bir görevdi çünkü oranın kabilesi çok haşin bir kabile idi. İtalyan ise işgallerine Libya'da ilk olarak bir banka açarak başladılar.Bu banka ihtiyaç sahiplerine arazilerini ipotek karşılığı para veriyordu.Tabi alınan borçlar geri ödenemediğinden araziler birer birer elden gidiyordu. Daha önce İtalyanlar 1908'de Trablusa bir heyet göndererek buradaki fosfat madenini keşfetmeye geldiklerini açıklamışlardı.Fakat bu heyetin daha sonra bir askeri heyet olduğu ve Libya'nın askeri bir haritasını çıkarmak ve Ömer Muhtar'ın çalışmalarını rapor etmek olduğu anlaşılır. Bunun üzerine Ömer Muhtar İtalyanlara karşı cihad ilan eder.İtalyan hükümeti ise Osmanlı devletine 26 eylül 1911'de bir tehdit göndererek Libya'yı işgal edeceğini söylüyordu. Bu arada Ömer Muhtar Libya'yı dolaşarak halkı emperyalistlere karşı harekete geçirmeye çalıştı.İtalyanlar Bingazi'ye saldırırlar.Ömer Muhtar binlerce mücahidi Bingazi'ye yirmi kilometre uzaktaki bir yerde toplar.Ve buradan italyan kuvvetlerini yenilgiye uğratır.İtalyanlar Ömer Muhtar ile baş edemeyince Osmanlıdan sulh isterler, geri dönmek kaydıyla tabi Osmanlının bundan haberi yoktur.Anlaşma imzalanır ve Osmanlı askerlerini geri çeker ama Mücahid Ömer Muhtar ve arkadaşları mevzileri terketmez.Bu arada mücahidlere italyanların baskıları devam ediyor mücahidler de buna karşılık veriyordu. Ömer Muhtar ve arkadaşları yirmi seneyi aşkın İtalyanlara karşı kahramanca mücadele ettiler.Yaşı yetmişe gelmesine karşın o hala dimdik ayakta meydanlarda mücadele ediyordu. 28 Ekim 1930 günü Cuma kşamı elli kadar mücahid ile birlikte keşif için yola çıktığında İtalyan kuvvetleri tarafından her yeri sarılır. Çarpışma saatlerce sürer.Ve Ömer Muhtar esir düşer

Image Hosted by ImageShack.us

.Bingazi'ye yollanır.Mahkemeye çıkarılır ve hakkında idam kararı verilir.ertesi gün ise Ömer Muhtar darağacına yaklaşırken Rabbine kavuşacağı anı düşünüyordu. Rabbim şehadetini kabul etsin.
Image Hosted by ImageShack.us
 
 
 
 
 
 
 
 
ABDULLAH AZZAM
Image Hosted by ImageShack.us
 
 
 
"MADEM Kİ ÖLÜM TEK BİR DEFA GELECEK O DA NEDEN ALLAH İÇİN OLMASIN.
 
" Filistine bağlı Sila el Harisiye kasabasında 1941 yılında doğdu.Şam üniversitesi Şeriat fakültesinden pekiyi derece ile mezun oldu.Daha sonra Amman 'da kısa bir süre öğretmenlik yaptı. Batı şeria ve Mescid-i Aksa'nın yahudilerin eline geçmesinden sonra 1969 yılında Müslüman kardeşler(İhva-ı Müslimin)in Mücahidler birliğine katıldı.Ancak fedaiyyün ve ürdün ordusu arasında meydana gelen kara eylül olayları yüzünden cihadı sürdürmesine imkan kalmayınca 1969 yılında Usulü Fıkıhta master yaptı.Amhud Şeriat fakültesinde öğretim üyesi olarak çalıştıktan sonra Doktora yapmak üzere Kahire'ye gitti.birinci derce ile 1973 te doktorasını aldı.1973-1980 yılları arasında Ürdün üniversitesinde öğretim üyeliği yaptı.Ürdün genel askeri hakiminin kararı gereğince üniversiteden uzaklaştırıldı.1981 yılında Cidde Kral Abdulaziz üniversitesinde çalışmaya başlar. 1984 yılında buradan istifa ederek Afgan cihadında eğitim müsteşarlığında bulunmaya başladı.Bütün zamanını bu işe verdi. Bazı arap kardeşleri ile birlikte "Mücahidlere Hizmet Bürosu" açtı.Afgan cihadına gelen mücahidler burada eğitilmekte idi.Bu büro hemen hemen bütün afganistan'da ve bütün mücahidler arasında birçok askeri ,eğitim,öğretim,sıhhi,sosyal ve haberleşme alanlarında hizmetlerde bulunmuştur. Buruc yayınlarında çıkan ve işte bu mücahidlere verilen derslerin kasetlerinden deşifre edilerek hazırlanmış olan "Tevbe süresinin gölgesinde Cihad Dersleri "adlı iki ciltlik kitap bu hizmetlerin nasıl bir şekilde yapıldığının açık bir göstergesidir.Masa başında oturulup hazırlanmadığı için bizzat yaşanılarak oluşturulan bu kitap Müslümanların Cihad şuurunu kaybettikleri günümüzde , bu şuuru yeniden kazanmalarına vesile olacak bir kitaptır. Abdullah Azzam özellikle Afganistan da bulunan diğer cemaatleri birleştirici bir rol oynamış ve Cihadı toptan birlikte yapmaları için çok çaba sarfetmiştir.Zaten şehadetinden sonra Afganistan'da olan ayrılıklar hep Abdullah Azzam'ın yokluğunu hissettirmiştir. Abdullah Azzam 1989 yılında bir pusu sonucu iki oğlu ile birlikte Şehid edilmiştir. Rabbim şehadetini kabul etsin.
 
 
 
 
 
 
 
 MALİK EL ŞAHBAZ ( MALCOM X )
Image Hosted by ImageShack.us
 
 
 
 "GÜCÜMÜZÜ HIRLAŞMAK İÇİN DEĞİL,BİRLEŞMEK İÇİN KULLANMALIYIZ.
 
" 1925 yılında Amerika'da doğdu.Babası bir papazdı.Kendisi küçükken babası öldürülmüştü.Bu yüzden büyük sıkıntılar içinde büyümüştü.Bu durum kendisinin de bir çok suç işleme olayına katılmasına sebep teşkil etmişti.1946 ve 1952 yılları arasında hapiste yatmıştı. İşte bu hapishanede Siyah Müslümanlar cemaati ve cemaatin lideri Elijah Muhammed ile tanışır.Bu cemaat bünyesinde bir çok Yanlış anlayışı barındıryordu.Misal olarak İslamı sadece siyahlar için gelmiş bir din olarak görüyorlardı.Ayrıca bir ırk taasupculuğu vardı .Bu da Amerikanın kendilerini insan yerine koymamasını getirdiği bir sonuç idi. 1952 - 1962 yılları arasında Malcom x cemaat içindeki üstün çalışmaları ile Elijah Muhammed'in gözüne girer.Bu dönemde kendiside bu yanlış anlayışları devam ediyordu.Taki 1964 yılında hac için Mekke'ye gidene kadar.Hac ibadetini yaptıktan sonra bir halkı müslüman olan ülkeleri ziyaret etmiş ,kendisindeki ve cemaatindeki yanlışların farkına varmıştı. Amerika'ya gittikten sonra artık İslamı doğru bir şekilde insanlara anlatacaktı.Esasında Malcom x ile Elijah Muhammed arasında ki ihtilaflar o daha hacca gitmeden başlamıştı.Şöyle ki Cemaat içinde Elijah Muhammed'in insan üstü varlık olduğuna dair diğer insanlardan farklı yaratıldığına dair çeşitli söylentiler çıkmış Malcom x ise bunları reddetmiş ve Elijah Muhammed'in normal bir insan olduğunu düşünüyordu. Hac ziyaretinden sonra ayrılıklar kendisini iyice göstermişti.Çünkü Malcom x Döndüğünde şu demeci verir."Hz.Muhammed'in ve Hz.İbrahim'in yaşadığı yerlere giderek orada gerçek İslamı öğrenmek bana nasip oldu.İslamı tam olarak öğrenmeden önce ben bir ırkçı idim.Fakat şimdi ırkçılıktan nefret ediyorum."demiştir. Artık Malcom x gerçek İslamı öğrenmiş ve bunları halka anlatmaya başlamıştı. Yine İslamı anlatmak için verdiği konferanslardan birinde Amerikan gizli istihbaratına mensup elemanlar tarafından vurularak şehid edilmiştir. Rabbim şehadetini habul etsin. Image Hosted by ImageShack.us

 

 

 

 

 

ŞEYH SAİD KIYAMI VE ŞEHADETİ

Image Hosted by ImageShack.us

 Şeyh Said 1865 yılında Erzurum’un ilçesi Hınıs’a bağlı Kolhisar Köyü’nde dünyaya geldi. Babasının adı Şeyh Mahmut Fevzi’dir. Şeyh Said’in ailesi köklü ve büyük ailelerdendir. Ailesi daha Osmanlı Padişahı 4. Murat döneminde, düşman saldırılarıyla karşılaşır. Sultan 1639’da Şeyh Said’in dedesi Seyyid Haşim’i katleder. 1639’da Kürdistan’ın, Kasr-ı Şirin antlaşmasıyla iki parçaya ayrılır. Olabilir ki Seyyid Haşim de bu duruma karşı çıktığı için şehit edilmiştir. Babasının ölümünden sonra bu büyük ailenin bütün sorumluluğu Şeyh Said’in üzerine kalır. Şeyh Said’in ailesi çok zengindi. Sürüleri vardı ve bu sürülerini Erzurum’dan ta Halep’e, Musul’a, Şam’a kadar götürüyordu. Şeyh Said bu arada hem ticaret yapıyor hem de gittiği yerlerde insanlarla ilişki geliştiriyordu. Bundan dolayı onu tanıyanlar ve sevenler çoktu. Kürdistan’da bir çok insan onun etkisinde kalıyordu. Birinci Dünya Savaşı sırasında bir çok Kürt yerinden yurdundan göç ettirilir. Bu dönemlerde Osmanlı, onu ve ailesini de sürmek isterler ama dönemin kaymakamını Şeyh Said tehdit eder ve ondan çekindikleri için Ona ve ailesine karışamazlar. Şeyh Said ilim öğrenmek için medreseye başlar. Muş, Malazgirt, Hınıs ve Palu’da eğitimini tamamlar. Şeyh Said bilinçli ve akıllı bir insandı. Köy köy gezip İslami mücadele bilincini insanlara vermeye çalışır. Kürdistan Teali Cemiyeti’ne üye olur. Osmanlı’nın yıkılıp Cumhuriyetin kurulmasıyla beraber Cumhuriyetin kurucuları gerçek yüzlerini göstererek İslam ve Kürt karşıtlığına dayalı politikalarını gün yüzüne çıkarırlar. Bu da Şeyh Said’in çabalarını artırır. O, bu durumda artık yerinde duramazdı. Gün çalışma günüydü. Rêxistina Azadî, 1921’de Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kapatılması üzerine açılır. Cemiyetin başkanı Cibranlı Albay Halit Bey idi. O, Şeyh Said’in kayın biraderiydi. Cibranlı Halit, ikinci Abdulhamit’in açtığı Aşiret Mektepleri’nde okumuştu ve iyi bir askerdi. Bu cemiyete daha sonra Hacı Musa Bey, Cibranlı Halit Bey, Hasenanlı Halit ve başkaları da katıldılar. Bitlis mebusu Yusuf Ziya 1923 yılının yaz mevsimi sonunda Şeyh Sait ile görüştü ve görüşmede bir Kürt ayaklanması örgütlemek ve bu amaçla örgütlenmeye hız vermek istediklerini belirtirler. Şeyh Sait Kürdistan’da büyük bir etkiye sahip olduğu için Rêxistina Azadî’ye davet edilir. Rêxistina Azadi’ye üye olduktan sonra çalışmalarını daha bir ilerletir. Köy köy gezer, tanıdığı ve sevdiği insanlara mektup göndererek mücadele bilicini insanlara ulaştırmaya çalışır. Kürdistan’da büyük bir kıyam hazırlığına başlarlar. Cemiyetin üyeleri kendi aralarında hepsinin bildiği bir şifre diliyle iletişim kuruyorlardı. Bu şifrelerle yaptıkları görüşmelerden birinde şifre yanlış anlaşılır ve ayaklanma hazırlığı Mustafa Kemal tarafından duyulur ve Rêxistina Azadî’nin başkanı Cibranlı Halit Bey ve Yusuf Ziya 1924 yılının Ekim ayında tutuklanırlar. Bu olay üzerine başkanlık görevi Şeyh Said’e kalır. Şeyh Said hazırlığını yapar ve evden çıkacağı zaman hanımı ona şöyle der: “Sen bizi kime bırakıp gidiyorsun”. Bu soru karşısında Şeyh Said tarihi cevabını şöyle verir: - Eğer ben ve bu bastonum yalnız da kalsak ben yine bu kafirlere karşı çıkacağım. Ne ben Hz. Hüseyin’den daha değerliyim ne de benim ailem onun ailesinden daha kıymetlidir. Eğer ben bu kafirlere karşı çıkmazsam zebaniler sarığımdan tutup beni cehenneme atarlar, siz o zaman bana yardım edebilecek misiniz? Onlar bana demezler mi; “Ey Said Allah o kadar mal mülk verdi sana. Sen Allah için ne yaptın? Bunlar Allah’ın emirlerini ayaklar altına almışlar. Evet ben cihada başladım ve korkanlar, cihat edemeyecekler, hastalar gelmesinler. Bu yol korkakların yolu değildir! Kardeşi Bahaddin ise O’na şöyle der: “Abi sen biliyorsun Kürt halkı bilgi yönünden pek gelişkin değil. Sen başaramazsın.” Şeyh Said’in cevabı takdire şayandır. - Bahaddin, Bahaddin! Hiç merak etme ben Amed’de asılacağım, sen de Kur’an’ın üzerinde şehit düşeceksin. Bu arada Türk Hükümeti yetkilileri Şeyh Sait'e haber gönderip ifadesini almak istediklerini bildirdiler. Şeyh Sait ifade vermeye gitmeyip 27 Aralık günü Hınıs'tan ayrılıp Çapakçur'a doğru yola çıktı. 4 Ocak 1925 günü Şeyh Sait ve çok sayıda Kürt ileri geleni Kırkan köyünde bir toplantı yaptılar. Bu toplantıda Şeyh Said’in fetvası şuydu: “Bizler ve Türkleri bağlayan sadece din kalmıştı, Türk Hükümeti dini de kaldırdı ve artık bizi birbirimize bağlayan hiçbir şey kalmadı.” Bu toplantıda alınan birinci karar şuydu: Şeyh Said; Amed, Ergani, Lice, Farqin, Darahini, ve Hani’nin ileri gelenleriyle görüşecek. Ardından Çevlik’e gelecekler ve orda kıyama başlanılacak. Şeyh Sait 12 Ocak'ta Çapakçur'da, 15 Ocak'ta Daraheni'de, 21 Ocak'ta Lice'de ve 25 Ocak'ta Hani'de idi. Şeyh Sait buralarda halk ile ve bazı Kürt önderleri ile toplantılar yaptı. Şeyh Sait Piran'da kardeşi Abdurrahim'in evinde iken, Türk askerleri evi basıp, Şeyh Abdurrahim'e sığınmış bazı Kürtleri almak istediler. Şeyh Abdurrahim, kendisine sığınmış bu insanları, Şeyh Sait orada iken vermeyi reddettiğinden, askerler bu kişilere saldırdılar. Bunun neticesi olarak askerler ile Kürtler arasında çatışma çıktı. Böyle bir provokasyon sonucu, hareket beklenmedik bir şekilde, planlanmış zamandan önce, 8 Şubat 1925'de başladı. Kıyam 1925 yılının Şubat başında, Kürdistan'ın bütün bölgelerinde birden başladı. Hasanan aşireti reisi Albay Halit Bey derhal Muş'u kuşattı. Cibran Aşireti'nden Hasan Bey, çarpışmalardan sonra Hınıs'ı, Şeyh Abdullah ise Varto'yu zaptettiler. Birkaç küçük çarpışmadan sonra Ergani ve Maden de zaptedildi. Şeyh Sait, 7000 kıyamcı ile birlikte Kiği, Eğil üstüne yürüdü. Hani, Lice ve Piran'ı zaptederek 14 Şubat günü Darahini'yi tamamen ele geçirdi ve buraya Modan'lı Feqi Hesen'i vali olarak tayin etti. Darahini, Kürdistan'ın geçiçi başkenti ilan edildi. Toplanan vergiler ve tutsak alınanlar Darahini'ye gönderilmeye başlandı. Çapakçur da ele geçirildikten sonra, bütün Harput ele geçirildi. Kısa bir süre sonra da çevre aşiretlerden yardımcı kuvvetler alınarak derhal Amed üstüne yüründü. Hükümet endişeye kapılarak derhal Sarıkamış'taki 9., Erzurum'daki 8., Amed'deki 7. tümenleri ve Mardin´deki 1., Urfa'daki 14.Süvari alaylarını, Van'daki 1. Süvari tümenini ve hudut birliklerini harekete geçirdiler. Silvan, Beşiri bölgeleri Türk Hükümetinden alındı ve sonra kuzeye, Palu istikametine yönelinerek Malazgirt, Piran, Bulanık ele geçirildi. Daha sonra kıyamcılar; Malatya vilayeti istikametinde ilerleyip, Pötürge'yi de kurtararak Çemişgezek'i aldılar. Öte yandan da Siverek istikametinde ilerlediler. Kıyam güçleri hemen ardından, Amed’e doğru ilerleyerek, hem kuzeyden hem de güneyden taarruza geçtiler. Her iki taaruz da başarılı oldu ve Mardin kapısının yeraltı geçidinden şehre girildi. Sürpriz ile karşılaşan Türk Hükümet birlikleri kaçarak İç kaleye sığındılar. Kürtler orada bulunan silah ve cephane depolarını zaptederek, silahların bir kısmını orada çarpışan Kürtlere, diğerlerini ise dışarıya yolladılar. T.C askerleri Amed’in etrafında başarı elde edilmemişti, her taraf kıyamcılar tarafından kapatılmıştı bu durum karşısında çoğu zaman kaybetmişlerdi. Fransızlar, Türk Hükümeti askerlerine güneyden girebilmeleri için yol açmışlardı. Bundan dolayı yollar Mücahitlere kapatılmıştı. Bazı aşiretler hükümet askerlerinin yanına gittiler. Şeyh Said çaresizce geri çekildi. Hükümet onların her anından haberdardı. Şeyh Said ve arkadaşları İran’a çekilmeye karar verdiler. Şeyh Sait'in kuvvetleri Genç'in kuzeyinde zor durumdaydılar. İran’a çekilmek için şiddetli çarpışmalar yaşayarak, Türk Hükümetinin birliklerinin cephesini yarıp Varto yakınlarına varabildiler. Bu olaydan sonra çeşitli kollar halinde ve çeşitli istikametlerden çok sayıda Türk Hükümeti kuvvetleri ilerleyip Şeyh Sait'i tekrar muhasara altına aldılar. Birçok kanlı çarpışmalardan sonra Şeyh Sait yeni bir taarruz yaparak Türk kuvvetlerinden kurtulmak istediyse de başarılı olamadı. 15 Nisan'da Şeyh Sait Bacanağı Binbaşı Kasım'ın ihbarı üzerine, Muş ve Varto arasındaki Abdurrahman Köprüsünde, büyük bir kısmı yaralı olan diğer liderlerle birlikte Türk Hükümetinin eline esir düştü ve hep beraber Amed'e gönderildiler. Bu arada Cibranlı Halit Bey ve Yusuf Ziya asılmışlardı. Bu durum savaşçıların moralini bozmuştu. Daha sonra anlaşıldı ki devlete ajanlık yapan kişi tam da yanlarındaydı. Bu kişi Şeyh Said’in bacanağı Kaso’ydu. Şeyh Said’i arkadaşlarıyla beraber 5 Mayıs günü Amed’e getirirler. Yargılandıkları zaman karar zaten belliydi. 28 Haziran’da Şeyh Said ile beraber 46 arkadaşı idam edildi. Asılacağı sırada bir kağıdın üzerine Arapça şöyle yazıyor: “ Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur. Muhakkak ki ölümüm Allah ve İslâm içindir." İlmik boynuna geçirildikten sonra, Kürtçe söylediği son söz ise; "Şu anda fani hayata veda etmek üzereyim. Halkım için feda olduğuma pişman değilim. Yeter ki torunlarım düşmanlarıma karşı beni mahcup etmesinler." Onların şehadeti yıllardır Kürtlerin maruz kaldığı zulmün katmerleşerek artmasına sebep oldu. Bu kıyamın sonucunda 14 şehir, 700 köy, 9000’e yakın ev harabeye döndü. 50.000 kişi göç ettiriliyor, yaklaşık 7.500 kişi zindanlara atılıyor 660 kişi idam ediliyor. 80.000 Kürt öldürülüyor. T.C kuvvetlerinin sayısı yaklaşık 200.000’di. Şeyh Said’in ordusu ise yaklaşık 20.000 idi. Bu zulüm 1927’ye kadar devam ediyor. Bir çok yerde insanlar ahırlarda toplu bir şekilde yakılıyorlar. Zalimler için çocuk, ihtiyar, kadın veya hayvan hiç fark etmiyor. Hepsi birlikte yakılıyorlardı. Kıyam sırasında onlara destek veren insanlar da zulümden kurtulamadılar. Sistem bu şekilde kendilerini garantiye alıyordu.

Image Hosted by ImageShack.us

 

 

ZEYNEP GAZALİ

 

Dünyadaki İslâmî faaliyetleri takip edenlerin tümü Zeyneb Gazali'nin adını mutlaka duymuştur. Birçoklarımız onun eserlerinden ve fikirlerinden istifade etmişizdir. Bu değerleri kadın önder 3 Ağustos 2005 Çarşamba günü 88 yaşında vefat etti. Yüce Allah'tan kendisine rahmet ve mağfiret diliyor; İslâm âleminin başı sağolsun diyoruz. Zeyneb Muhammed el-Gazali el-Cubeyli 2 Ocak 1917 tarihinde Mısır'ın başkenti Kahire'nin kuzeyinde yer alan el-Buheyre vilayetinin köylerinden birinde dünyaya geldi. Babası el-Ezher Üniversitesi'nin âlimlerindendi. Kızının yetişmesine ve İslâmî bir bilinç kazanmasına büyük önem veriyordu. Meşhur sahabe kadınlarından Nesibe bintu Ka'b'ı kendine örnek alması ve onun gibi fedakâr, gayretli biri olması için kızına çoğu zaman onun adıyla hitap ediyordu. Zeyneb Gazali on yaşına geldiğinde babası vefat etti. O da annesi ve kardeşleriyle birlikte Kahire'ye göç etti. Büyük ağabeyi Muhammed'in itiraz etmesine rağmen burada tahsilini devam ettirmek istedi. Annesi de kızının, büyük ağabeyinin sözünü dinlemesini istiyor, çünkü babasının vefatından sonra ağabeyinin himayesinde ve vesayetinde olduğunu düşünüyordu. Muhammed, Zeyneb'in köydeki tahsilinin ve babasından aldığı derslerin kendisi için yeterli olacağını düşünüyordu. Ancak ikinci ağabeyi Ali, kız kardeşinin okumasına taraftardı ve ona kitap alıyordu. Zeyneb sadece kitap okumakla yetinmedi ve 12 yaşına geldiği sırada bir gün caddeye çıkarak okul aramaya başladı. Bir kız okulu buldu ve müdürle görüşüp okula kabul edilmesini istedi. Ağabeylerinin bu konudaki farklı tutumlarından da söz etti. Müdür onun pamuk tüccarı olarak meşhur dedesini ve Ezher âlimlerinden olan babasını tanıdı, çocuğun zekâsı da ilgisini çekti. Okumasına destek veren ağabeyi Ali'nin gelip kendisini okula yazdırmasını istedi. Bu hadiseden sonra birinci sınıftan okula başlayan Zeyneb iki ay sonra bir imtihanla ikinci sınıfa geçti. Bir yandan resmi okullarda tahsilini sürdüren Zeyneb Gazali bununla yetinmeyerek ayrıca dinî ilimlerde medrese âlimlerinden özel dersler aldı. Bunların içinde Ezher'in ileri gelen âlimleri de vardı. Zeyneb Gazali liseyi bitirdiğinde Hudâ Şa'ravi'nin başkanlığındaki Kadınlar Birliği'nin üç kız öğrenciyi Fransa'ya göndermek istediğini öğrendi ve bu ekibin içinde yer almak için müracaat etti. Bu müracaatında Hudâ Şa'ravî'yle görüştü, o da kendisiyle yakından ilgilendi ve Fransa'ya gidecekler listesine aldı. Bir ay sonra yola çıkılmadan hemen önce Zeyneb babasını rüyasında gördü. Kendisine: "Fransa'ya gitme Allah sana Mısır'da daha hayırlı bir karşılık verecektir" diyordu. Bu rüya üzerine özür dileyerek Fransa'ya gidemeyeceğini açıkladı. Onun böyle bir açıklamada bulunması Huda Şa'ravî'yi şaşkına çevirdi. Çünkü ona büyük ümit bağlamıştı. Zeyneb Gazali, Fransa'ya gitmemekle birlikte Kadınlar Birliği bünyesinde çalışmaya devam etti. Ancak teşkilattaki bazı kadınlar onun faaliyetine itiraz ediyorlardı; çünkü konuşmaları çoğunlukla İslâmî bir içerik taşıyordu. Öte yandan üyesi olduğu kadın teşkilatı feminist ve Batı yanlısı görüşleriyle tanındığından Ezher âlimleri de böyle bir teşkilatın mensubu olan Zeyneb Gazali'nin camilerde vaaz vermesine karşı çıkıyorlardı. Böyle iki itiraz arasında kalan bu genç hanım her şeye rağmen çalışmalarını sürdürdü ve Kadınlar Birliği üyesi birçok bayanı görüşleriyle etkiledi. Bir gün mutfakta yemek hazırladığı sırada gaz ocağı patladı ve Zeyneb ölümle burun buruna geldi. Bedeninin epey bir kısmı bu olayda yandı. Mahrem yerlerine yabancıların bakacağı korkusuyla hastaneye gitmeyerek evinde tedavi görmeyi tercih etti. Bu sırada yeniden sağlığına kavuşması durumunda Kadınlar Birliği'ni bırakacağına dair adakta bulundu. İşte bu hadise onun hayatında bir dönüm noktası gibi oldu. Hayatından büyük ölçüde ümit kesilen Zeyneb yeniden sağlığına kavuştu ve artık, ömrünün kalan kısmını sahabe kadınlarını örnek alan hanımlar yetiştirmek için adamış bir davetçi, dava önderi gibi çalışmaya başladı. 1937'de Müslüman Hanımlar Cemiyeti'ni kurdu ve bu cemiyetin bünyesinde topluma bilinçli, duyarlı ve bilgili kadınlar kazandırmaya başladı. Bu cemiyeti kurmasından bir yıl sonra Müslüman Kardeşler cemaatiyle irtibata geçti. Bu cemaatin kurucusu İmam Hasan el-Benna kendisine aralarına katılmasını ve Müslüman Bacılar (el-Ahevâtu'l-Muslimât) bölümünün başkanlığını yapmasını teklif etti. Önce bu teklifi reddetti. Ancak 1948'de bu cemaate katıldı. Sonraki yıllarda cemaat içinde oldukça önemli ve etkin roller üstlendi. Davet amaçlı çok sayıda konferans veren, kitap ve makale yazan, seyahat gerçekleştiren bu değerli hanım tarihe adını yazdırmış müstesna, örnek ve önder kadınlardan biriydi. Yüce Allah mekânını cennet eylesin.

 
 
 

 

                                                                     
 
 
ATALAR DİNİ VE RABBİN DİNİ
 
 
 Atalar dini Allah ın dinine tamamen zıt bir din dir. Bu bazan bir put olur bazı yerlerde fuhşu geçim kaynağı yapmak olur. Bazan putları çağırmak olur bazı yerlerde heykelcilik bazı yerlerde kendi kafasından kanun çıkarmak olur bazan devlete bağlı din olur.... İşte atalar dini .. !!! Bütün peygamberler bu dinle sawaştı. La lahe nin neticesi atalar diniyle sawaşmaktır. fatr 29 : 'Muhammed Allah ın elçisidir. O nun beraberinde bulunanlar, inkarcılara karşı sert kendi aralarında merhametlidir. ' Müşriklerle müslümanları aynı kefeye koyan muhabbet insaniye mezhebidir. Osmanlının başını yiyen günümüz küfür rejiminin yardımcısıdır. İnşallah bunlarıda yerin dibine gömecez. Atalar dininin müridlerinden biride ücretli ölü ağlayıcılarıdır. Bunların gözyaşları yüceyi cüce yapar. veledi zinayı asilzade yapar. Ücretleri kesildiğinde bunlar tekrar kaybolur. Bunlar bazan mezar soyguncuları bazan evliya çocukları bazan nemrutların firavunların manevi çocukları olur. Yeryüzünde herşeyin bir zıddı vardır. HAKK dininin zıddıda halk dinidir. Halk sistemi halkın heva ve heveslerinin kanunlaştırılmasıdır. FAni şahsiyetlere dayanır. Nizam belirlemek insanlara bağlıdır. Halk dini insanı atalar dinine sürükler. Yunanlı filozoflar halk dinine Demokrasi adını vermişlerdir. İster kominist ister liberalist ister sosyalist.. hepsinin çaldığı düdük aynıdır. Demokrasi insanı fitne fesada tuğyana sürükler, bizi hidaayte sürükleyen sadece Allah ın dinidir. Halk dini sabit değildir haksızlıklarla doludur. mevsilik anayasa metinlerine asılsız bidat lara günlük arzulara bağlıdır. Rasulullah ın son davetine ebu talibin cevabı şu olmuştur: kureyş bu sözü mü (La ilahe illallah) ölüm korkusuyla söylediğimi zannetmeseydi söylerdim görüldüğü gibi Allah ın dinine girmesine atalar dini engel olmuştur. Bu gün aynı şeyi söyleyenler var... halk bize ne der... mantığı. LA kılıcı Allah için böyle mantıkları parçalar. Geriye Allah bize ne der mantğı kalır. Allah ın dininde insanların ittifakıyla helal ve haram hudud ları çizilemez. Bu demokraside böyledir. Allah ile insan ne kadar farklıysa Hakk dini ile halk dini o kadar farklıdır. Hakk dininde hakimiyet kayıtsız şartsız Allah ındır halk dininde ise egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. İslam da hakikat vahy dir halk dininde ise akıl dır. Demokraside parlamento vardır. kabile tağutların ortaklaşa hayat kanunu icat ettikleri yerdir. İslam da şura vardır.Katılanlar Allah ın sözlerine göre kanun koyar. Demokrasi de zina serbesttir. İslam da ise yasak Bu gün islami demokrasi diyenleyarın islami kerhane diyecekler. Halk dininde kuran ve sünnetten kaçınmak ve bidat ile heveslere sarılmak esastır. İslamda tevhid inancı esastır. Bir an önce kahrolsun batıllar deyip La kılıcıyla harekete geçmek gereklidir. Biz Allah ın kuluyuz yine O na döneceğiz. Öyleyse başkasından korkmaya hiç gerek yok.
 
 
 
 
DAVAMIZI ANLAMAK
 
 
 FEHM ve esasları
 
İmam Hasan el Benna İmam Hasan el Benna'nın hazırlamış olduğu bu 18 prensip İslam akaidinin 18 Prensibindendir.
 Rabbani bir yaşantıyı özleyen kişi bu düsturlardan gafil kalamaz. İşte İmam el Benna davayı anlamak yolunda ciltler dolusu Akaid kitabının özeti bu yirmi maddeyi sunmuştur ki Allah ondan razı olsun...
 
 Biatın birinci rüknü olan ehm'in bu esaslarla gerçekleşeceği ise apaçık bir şekilde anlaşılmaktadır. İmam Said Havvanın deyimi ile "Cihad yolunda bir adım daha ileri" gitmek isteyenler için güzel bir kaynak olacak inşaallah.... --------------------------------------------------------------------------------
 
1. İslam, hayatın bütün görüntülerini içine alan kapsamlı bir düzendir. Devlet ve Vatandır. Hükümet ve ümmettir. Ahlak ve Kuvvettir. Rahmet ve adalettir. Kültür ve kanundur. İlim ve irfandır. Madde ve servettir. Kazanç ve zenginliktir. Cihad ve davettir. Ordu ve fikirdir. Doğru bir akide ve sağlıklı bir ibadettir.
 
 2.Kur'an ve Sünnet, İslamın hükümlerini öğrenmede her müslümanın temel kaynaklarıdır. Kuran Arab dili kaidelerine göre zorlanmadan ve tekellüfe katlanmadan anlaşılır. Sünneti seniyyenin anlaşılmasında da güvenilir hadis ravilerine baş vurulur.
 
3.Doğru bir imanın sağlıklı bir ibadetin ve mucahedenin bir nur ve lezzeti vardır. Allah bunları kullarının kalblerinden dilediğine atar. Fakat şunu iyice bilmek gerekir ki; ilhamlar, hatıra gelen şeyler, keşif ve rüyalar şeri hükümlere delil olamazlar. Bunlara, ancak dinin hüküm ve naslarıyla çelişmediği takdirde itibar edilir.
 
4.Muskacılık, üfürükçülük, nazar boncuğu takmak, falcılık, muneccimlik, kahinlik, gaybı bildiğini iddia etmek v.b. kendileriyle savaşılması gereken munkerlerdir. Kurandan bir ayet veya sünnetten me'sur bir rukye mustesnadır.
 
5.Hakkında delil bulunmayan mevzularda veya çeşitli ihtimaller anlaşılabilen meselelerde, yada mesalihi mursele hakkında imam veya vekilinin görüşleri, şeri bir kaideye ters düşmediği muddetçe uygulanır. Bunlar şartlara, örf ve adetlere göre değişebilir. İbadetlerde asıl olan hikmetlere iltifat etmeden kulluk görevini yerine getirmektir. İbadet dışındaki hayati meselelerdeise, asıl olan sır ve hikmetlerini, gaye ve maksadlarını öğrenip ona göre tatbik etmektir.
 
6.Masum Muhammed(sav) mustesna, herkesin sözü alınabilir ve terk de edilebilir. Selefi Salihinden gelen her şeyi, Kitab ve Sunnete muvafık olursa kabul ederiz. Muvafık olmazsa uyulmada Allahın Kitabı ve Rasulün sünneti daha evladır. Fakat ihtilaf edilen meselelerde ise şahısların hatalarını araştırmak ve yakışıksız sözler söylemekle onları hedef almayız. Onları niyetleri ile başbaşa bırakırız. Çünkü onlar yaptıklarına ulaşmışlardır...
 
7.Feri hükümlerin delillerinden ictihad derecesine ulaşmayan her müslümanın, bir mezheb imamına uyması gerekir. Gücü yetenin tabi olduğu imamın delillerini öğrenmeye çalışması iyi olur. Keza her müslümanın, delile dayanan her irşadı kabul etmesi gerekir. Yeter ki irşad edenin doğruluğunu ve yeterliliğini bilsin. Şayet ilim sahibi ise, ilmi eksikliklerini tamamlamalıdır ki delillerle ictihad derecesine ulaşsın.
 
8.Feri meselelerdeki fıkhi ihtilaflar, hiçbir zaman dinde bölünmeye, düşmenlığa ve buğzetmeye sebeb olamaz. Her muctehidin kendine göre mukafatı vardır. İhtilaflı meseleler hakkında Allah sevgisi atmosferinde gerçeğe ulaşmak maksadı ile yardımlaşarak ilmi incelemeye girişmekte bir mahzur yoktur.
 
9.Pratikte her hangi bir işle ilgili olmayan meselelere dalmak, şeran yasaklanan tekellüftendir. Örneğin hiç olmamış hükümlerin teferruatını çoğaltmak, ilmin henüz ulaşmadığı konularda Kuan ayetlerinin manalarını izaha kalkışmak, sahabeler arasındaki fazilet dereceleri, üstünlük sıralaması ve aralarında vuku bulan ihtilaflar hakkında konuşmak. Her birine sahabilik meziyeti ve niyetinin karşılığı vardır. Bu konuda tevil yapmakla çıkış yolu vardır.
 
 10.Allahı tanımak, Onun vahdaniyetine inanmak ve layık olmayan sıfatlardan tenzih etmek, İslam akaidinin en yüce mevzuudur. Sıfat ayetleri ve bu husustaki sahih hadisler ve bunlara bağlı olan hususlar muteşabihattan olup bunlara, bize geldiği gibi inanırız. Onlar hakkında ne tevil yapmamız ve ne de tatil etmemiz cazidir. Alimlerin bu gibi ayet ve hadisler hakkındaki ihtilaflarına temas etmeyiz. Rasul ve ashabının tahammul ettiklerine biz de tahammul ederiz. Onların girişmediği mevzulara biz de girişmeyiz. "İlimde derinleşenler ise, biz ona inandık, hepsi rabbimizin katındandır derler"(Ali İmran: 7) İslamda aslı olmayan ve insanların heveslerine uyarak hoş gördükleri bidattır. Ve her bidat sapıklıktır. İster dinde olmayanı ona ilave etmek, ister onda olan bir şeyi terketmek şeklinde olsun, bunlarla savaşmak en uygun vasıtlarla ortadan kaldırmak gerekir.Fakat bidatı ortadan kaldırırken, dah kötüsüne yol açmamak gerekir.
 
11.İlave ve terk suretiyle yapılan bidatler ve mutlak ibadetlerde belirli bir miktara bağlanmak fıkıhta ihtilaflı meselelerden olup bu konuda değişik görüşler vardır. Bu ihtilaflar araştırılmalı delillerle hakikate ulaşmaya çalışmakda bir mahzur yoktur.
 
 12.Salih zatları sevmek, güzel amellerini övmek, kulu Allah'a(c.c.) yaklaştıran amellerdendir. Evliyanın tanımı şu ayettedir: "İman edip takvaya ulaşanlar"(Fussilet:18) Şeri şartları olması kaydı ile velilerin kerameti hakktır. Fakat evliya hayatta iken de, öldükten sonra da ne kendilerine ne de bir başkalarına fayda veremezler.
 
 13.Dinen rivayet edildiği şekilde kabirleri ziyaret etmek meşru bir sünnettir. Fakat uzaktan yada yakından mezarda yatandan yardım istemek veya bu gaye ile onlara nida etmek, onlardan bir ihtiyacımızı gidermelerini istemek, adak yapmak, kabirleri inşa etmek, onları örtüp aydınlatmak, onlara el sürmek, Allahtan başkasının adına yemin etmek ve benzeri bidatlar büyük günahlardandır. Bunlarla savaşmak gerekir. Bu gibi davranışları doğru kabul edebilmek için bir tevil yolunda, fitne kapısı kapansın diye baş vurmayız.
 
14.Allah'a(c.c.) dua ederken, onun yarattıklarından birini vesile edinerek ona yalvarmak, duanın keyfiyetiyle ilgili fer'i meselelerdendir. İtikadi bir mevzu değildir.
 
15.Hatalı örf, şeri lafızların taşıdığı manaları değiştirmez. Bu lafızların ifade ettikleri manaları dikkatle anlamak ve onların sınırında kalmak gerekir. Diğer yandan gerek dini ve gerekse dünyevi hususlarda kelime oyunlarından kaçınmak gerekir. Takılan adların önemi yoktur. Asıl önemli olan ad verilen şeydir. Amelin esasını akide teşkil eder. Kalbi ameller, bedeni organlarla yapılan amellerden daha önemlidir. Her iki amelinde mükemmelce yapılması şeran matlubtur.
 
16.İslam insan aklını hürriyete kavuşturur. Onu kainata bakıp araştırmaya teşvik eder. İlme ve alimlere büyük değer verir. Herşeyin faydalı ve iyi olanını kabul eder. "Hikmet müslümanın yitik malıdır. Nerde bulursa almaya daha layıktır."
 
17.Dinin görüş sahası ile aklın sahası bazan ayrı olsa da, kesin ve mutlak gerçekliklerde mutlaka birdirler. Hiçbir zaman gerçeğe dayanan ilmi bir kaide, kesinleşmiş şeri nakillere muhalif olamaz. İkisinden hangisi zanni ise birleşmesi için o tevil edilir. İkisi de zanni ise o zaman akli olan kesinleşinceye kadar yada iflas edinceye kadar şeri kaideler uyulmaya daha evladır.
 
18. Kelime-i şahadet getirip onun gereğini yapan, farzları ve dini vecibeleri ifa eden, hiçbir müslümanı görüşünden yada günahından dolayı tekfir edemeyiz. Ancak kendinden küfür kelimesi sadır olursa, veya kesin olarak bilinen(zarurat-ı diniyye) bir hususu inkar ederse, Yahut Kuranın açık bir hükmünü yalanlarsa, Kuranı Arab dili üslubunun hiçbir halde ihtimal vermediği bir şekilde tefsir ederse, yada küfürden başka bir tevil ihtimali olmayan bir iş yaparsa küfre girer.
 
                                                                   - TIKLA -

 

 

 

 

 

August 16

GÖRÜNTÜLÜ DERSLER

                                                                          İSLAMİ İLİM DERSLERİ

 

  

                                    

MUSTAFA İSLAMOĞLU - TEFSİR DERSLERİ-   http://www.tefsirdersi.com/dersler.php

                              

 ABDULAZİZ BAYINDIR - KURAN DERSLERİ -   http://www.kurandersi.com/arsiv.php?kat_id=67&kat_ad=Görüntülü%20Kuran%20Sohbetleri

                                    

 

                                                                                                               

İBRAHİM GÜLERYÜZ - TEFSİR DERSLERİ -http://www.bizimokul.biz/arsiv.php?kat_id=7&Kat_ad=01.TEFSİR%20DERSLERİ&a_resim=index.5.jpg

                         

MEHMET METİN ZİREK - HADİS DERSLERİ - http://www.bizimokul.biz/arsiv.php?kat_id=4&Kat_ad=02.HADİS%20DERSLERİ%20-%20SAHİHİ%20BUHARİ&a_resim=02_hadis_dersleri.jpg

                                                                                                                           

 

                                                                                                                        

   ALİ AKGÜN - FIKIH DERSLERİ -           http://www.bizimokul.biz/arsiv.php?kat_id=5&Kat_ad=03.FIKIH%20DERSLERİ&a_resim=index.4.jpg

                             

TALHA HAKAN ALP - MANTIK DERSLERİ - http://www.bizimokul.biz/arsiv.php?kat_id=9&Kat_ad=04.MANTIK%20DERSLERİ&a_resim=0001_hakan_hoca.jpg

                                

 

http://www.mushafportal.com/banner/banner_08.gif

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
Jan. 25
sessizahhlarfi5pq5dp9 
SELAMUN ALEYKÜM KARDEŞİM SELAM VE DUA İLE İNŞALLAH
 
TEVBE İLE YENİDEN DOĞMAK
Günahlarına tevbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.”
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)

Kul deyince aklınıza ne gelir? Sıralıyabileceğiniz birçok özelliğin arasında, hiç şüphesiz ‘muhtaç varlık’ tanımı da vardır. Gerçekten de makamı-mevkisi, parası-pulu ne olursa olsun, kul olarak yaratılan insanoğlunun en temel vasıflarından biri, her an ihtiyaç içinde bulunmasıdır. İnsan her şeyden önce Yaratıcısı’na muhtaçtır. Ve bu ihtiyacı dünya ve ahirette hiçbir zaman bitmeyecektir.

Esas olarak, ihtiyaç içinde olmak bir kusurdur. Kusur deyince hemen günah anlaşılmasın. Hayatı bile başka birinin elinde olan bir varlık devamlı noksanlık içindedir. Noksanlık bir kusurdur. Hiç bir kusuru bulunmayan ve kimseye ihtiyacı olmayan sadece Aliahu Tealâ’dır, Onun bu sıfatta da tek olduğunu ifade için, ‘kusursuz kul yoktur’ denir.

Peygamberler dahil, bütün insanlar ihtiyaç içindedirler. Bu ihtiyaçlarını gideren Yüce Allah’a karşı teşekkür ve minnettarlık, yani şükür farzdır. Şükrün en başı da nimet sahibini tanımak ve ona saygı göstermektir. İşte buna iman denir, Yüce Allah’a şükür O’na imanla başlar, ve bir sonu yoktur. Çünkü kulun ihtiyaçları hiç bitmez, Bu ihtiyaçları gideren Yüce Allah’ın ikramlarının da bir sonu yoktur.

Peygamberler başta olmak üzere bütün insanların Yüce Allah’a karşı yapacakları en büyük amel, kul olduğunu bilmektir. Sonra acizliğini görmek gelir. Aciz kulun en faziletli işi, Yüce Rabbi’nin iyilik, ihsan ve nimetlerine karşı şükürdeki kusurlarını kabul ve itiraf etmektir. Peygamberlerin gözyaşı döktükleri kusurlar, işte bu tür kusurlardır. Onlar, Yüce Mevlâ’ya kulluk olarak ne yapsalar az görür, kusurlu bulur, bunun için göz yaşı döker, tevbe yapar, istiğfar ederler. Bu, sevenlerin korkusu ve gözyaşıdır.

Kalbin O'na Dönüşü: NASUH TEVBESİ

Tevbe dönmektir. Nasuh, samimi olmaktır. Nasuh tevbesi ise, içi ve dışıyla samimi olarak Yüce Allah’a dönmektir.

Nasuh tevbesi, kalp, gönül, dil, hal ve azalarla günah işlememeye kesin olarak karar vermektir.

Nasuh tevbesi, Yüce Allah’a dostluğu seçmektir. Bunun için O’nun razı olmadığı her şeyi sevgi ve iradesiyle terk etmektir. Sevgi olmadan yönelme olmaz. İrade olmadan kulluk yapılmaz.

Tevbenin aslı, Yüce Allah’a sevgi ve saygıya dayanır. Saygının içinde korku da vardır. Bu korku azap korkusu değil, ayrılık korkusudur. Kulun Yüce Rabbi’nin sevgi ve rahmetinden uzaklaştırılması ve cemalullah nimetinden ebediyyen mahrum olması, cehennem ateşinde daha şiddetli, daha korkunç, daha acı verici bir azaptır.

Nasuh tevbesi, Yüce Allah’ın davetini can u gönülden kabul etmektir. Samimi tövbe, sırf Allah rızası için yapılır. Kınanmaktan kurtulmak, insanlar arasındaki şerefini korumak, dünyevî bir menfaat ele geçirmek, günahın zilletinden uzak kalmak için yapılan tevbeler, samimi ve saf değildir. Hatta manevi dereceler elde etmek, ibadetle itibarlı olmak, itaat içinde tatlı bir hayat yaşamak, keşif ve kerametlere ulaşmak gibi manevî nimetler için yapılan tevbeler de arifler tarafından tenkit edilmiştir. Çünkü onlarda nefsin hoşlandığı şeylerön plana çıkmaktadır. Halbuki nasuh tevbesinde tek hedef, Yüce Allah’ın rızasına ulaşmaktır. Bu çok ince bir noktadır.

Tevbe Peygamberlerin Ahlâkıdır

Ariflerin belirttiği gibi, tevbe bizlere insanlığın babası ilk peygamber Hz. Adem A.S.‘dan miras kalmıştır, Hz, Adem A.S. dünyaya tevbe ederek gelmiştir, tevbe ederek gitmiştir. Sadece o mu? Bütün peygamberlerin ahlâkı böyledir. Yüce Rabbi’ne tevbe etmeyen, kusurlarına ağlamayan, nefsi ve ümmeti için inlemeyen hiçbir peygamber yoktur. Peygamberler böyle olunca, diğer insanlar tevbeden nasıl uzak kalabilir?

Tevbe, insanoğluna takdir edilmiş ezeli bir hükümdür. Değişmesine de imkan yoktur, Kâfir olsun mümin olsun, bütün insanlar tevbeye muhtaçtır, tevbe ile yükümlüdür. Ve bu yükümlülük ölene kadar devam etmektedir. (Gazalî, İhya)

Bütün gelmiş ve gelecek günahları affedilmiş Hz. Muhammed A.S. Efendimiz’in şu beyanları meselenin ciddiyetini anlatmaya yeterlidir:

“Ey insanlar! Allah’a tevbe ediniz. Şüphesiz ben günde yetmişten fazla, (ya da yüz defa) Allah’a tevbe ediyorum.” (Buharî, Müslim)

“Kalbimi (nurdan bir takım) perdeler kaplar ve bu sebepten dolayı Allahu Tealâ’ya günde yüz defa istiğfar ederim.” (Müslim, Ebu Davud)

haliyle tevbe başlı başına bir ibadettir. Her yönüyle zikirdir, şükürdür, tefekkürdür.

Ya Şeytana Teslimiyet, Ya Allah'a

Tevbe edilecek amellerin en başında Yüce Allah’ı inkâr gelir. Sonra sırasıyla şirk, nifak, fısk denilen büyük günahlar ve küçük günahlar gelir. Büyük günahların başında dini tahrif, bid’at, sünneti inkâr, yalan söyleme, kibir, riya, kendini beğenme, insanları küçük görme, ibadetiyle övünme, haset, gıybet, aşırı dünya sevgisi, zikirden gaflet, ahireti unutma, namazı terk etmek gibi günahlar gelmektedir.

Nasuh tevbesi, gizli-açık, büyük-küçük, zahirî-batinî bütün günah çeşitlerinden kalbi ve kalıbı temiz tutmaktır. Bu, ölene kadar devam edecek bir vazifedir. Kâmil mümin, haramlara dikkat ettiği kadar, iyilik ve ibadetlerindeki kusurlara da dikkat eder. Çünkü şeytan harama götüremediği müminden elini çekmez, onun ibadetlerine musallat olur, İbadeti ile zarara sokmaya çalışır. İbadetin içindeki edepleri hafife almak, gaflete düşmek, ibadetine gösteriş katmak, ameline güvenmek, yaptığı hayırlarla sonunun kesin cennet olduğunu düşünüp tevbeyi terk etmek, kendisini insanların en takvalısı ve faziletlisi görmek gibi gizli günahlarla onu felakete sürükler, Bunun için her mümin bir kusur işlediği zaman tevbeye sarıldığı gibi, bir ibadet yaptığı zaman da peşinden tevbe ve istiğfar etmelidir. Edep budur. Emniyet, ibadete değil, Yüce Allah’a güvenmektir. Bir arifin belirttiği gibi, halk günahlarından, veliler ise yaptığı iyiliklerdeki kusurlarından Allah’a tevbe eder. (Ebu Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb)

Günahlarda Saklı Hikmet

Allahu Tealâ yeryüzünde kusur işlenmesini istemeseydi, nefis ve şeytanı yaratmazdı. Tevbeleri kabul etmeseydi, “tevbe ediniz” emrini vermezdi, Allahu Tealâ’nın haram ve isyanda rızası yoktur, fakat iyilik ve kötülüğü yaratan O’dur. O’nun yarattığı her şeyde bir hikmet, ibret, ilim ve terbiye vardır. O, kullarını hayır ve şer içinde imtihan eder. Böylece onlara tek ilâhlığını, mutlak rablığını, sonsuz kudretini, ilmini, hikmetini, rahmetini, lütfunu ve kahrını gösterir. Ayrıca bu imtihan içinde kulların acziyetini ispat eder, nefislerini tanıtır, terbiyelerini gerçekleştirir. Yüce Allah’ın her işinde hayır vardır. Kul günahta ısrar eder ve tevbeye yanaşmazsa, sonuç felaket olur. Kusurunu anlayan, haline ağlayan ve el açıp Rabbi’ne yalvaran bir kul ne güzel kuldur! Rasulullah A.S. Efendimiz’in şu beyanlarındaki inceliği düşünelim:

“Bütün insanlar hata eder. Hata edenlerin en hayırlısı ise, çokça tevbe edendir.” (Tirmizî, Ahmed, Hakim)

“Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder, günah işlediğinde hemen istiğfar eden ve kendilerini affettiği insanlar getirirdi.” (Müslim, Tirmizî, Ahmed)

Bu hadis-i şerifte, günah işlemenin normal ve basit bir şey olduğu anlatılmıyor. Burada dikkat çekilen husus şudur:

Cenab-ı Hakk’ın “Rahman”, “Rahim”, “Gaffar”, “Settâr”, “Tevvab” gibi yüce sıfatları mevcuttur. O, bunlarla tecelli edip yüceliğini göstermeyi murat etmektedir, Bunun tezahürü için bir sebep ve mahal gerekmektedir. Bu sıfatların tecellisi için en güzel sebeplerden birisi, kusur içindeki kulun hatasını anlayıp, Yüce Rabbi’ne yalvarmasıdır, Kula düşen, kusurunu anlayıp ağlamak, Yüce Rabb’e layık olan ise bağışlamaktır. Böylece kulların acizliği, Mevlâ’nın yüceliği anlaşılmış olacaktır.

Helali bırakıp harama girmek büyük bir kusurdur. Aynı şekilde günaha dalan bir kulun onu küçümseyip, “yaptığım ne ki?” diyerek tevbeyi terk etmesi, daha büyük bir kusurdur. Bunun için Yüce Rabbimiz: “Tevbe etmeyenler, zalimdir.” (Hucurat /11) buyurmuştur,

Derman Yüce Allah'ta

Tevbe herkese lazımdır. Tevbe, kulun hasta kalbine acıması ve ilâhî rahmete koşup ilacını istemesidir. Dert kulda ise, derman Yüce Allah’tadır,

Günahların bir kısmına tevbe etmek de geçerlidir. Bir insan bazı günahları kolayca terk edebiliyor fakat bir kısmına tevbe ettiği halde koruyamıyorsa, tam tevbe ettiği günahları affedilir. Her günahın peşinden hemen tövbe etmek farzdır. Sonra tövbe ederim demek yanlıştır ve felaket sebebidir.

“Ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” (Bakara/195) ayet-i celilesinin tefsirinde bazı alimler derler ki:

Kendisini tehlikeye atan kimse, büyük bir günah işledikten sonra, ‘helâk oldum! Artık bana hiç bir amel fayda vermez, ben affolmam,’ deyip, tevbe ve istiğfarı terkeden kimsedir, (Taberî, Camiu’l-Beyan; lbnu Kesir, Tefsir)

Eğer Yüce Rabbimiz kullarını ilk kusurlarının peşinden yakalayıp cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde ikinci kez günah işleyecek kimse kalmazdı. Bize verilen ilâhî emir şudur: “Ey iman edenler! Nasuh bir tövbe İle Allah’a tövbe ediniz. Bunu yaparsanız Rabbiniz günahlarınızı örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlerine koyar.” (Tahrim/8) 
July 23
nurgülwrote:

Güllerin Efendisi Hz.Muhammed (s.a.v)'den sözler



- Susmak huyların efendisidir. (Hazret-i Muhammed (s.a.v)


- Terazide güzel huydan daha ağır gelen hiçbir şey yoktur. (Hazret-i Muhammed (s.a.v)

- Onlara anladıkları kadar söyleyin. (Hz. Muhammed (s.a.v)


- İnsan dilinin altında gizlidir. (Hz. Muhammed (s.a.v)

- Kalplerinizi çok yemek ve çok içmekle öldürmeyiniz. (Hz. Muhammed (s.a.v)


- Şarap, kötülüklerin anasıdır. (Hazret-i Muhammed (s.a.v)

- Ateş, nasıl odunu yer yutarsa, haset de iyilikleri yer yakar ve mahveder. (Hz. Muhammed (s.a.v)


- Küçük çocuğu olan, onun hatırı için çocuklaşsın. (Hazret-i Muhammed)

- Çin'de bile olsa bilgiyi arayın, gidin, elde edin.
 (Muhammed Mustafa (s.a.v)

- Az malın hesabı daha azdır. (Hazret-i Muhammed (s.a.v)

- Nimete ulaşan herkes hasede uğrar. (Hz. Muhammed (s.a.v)

  - Hoşgörülü ol ki sana da müsamahalı davranılsın.
 (Hz.Muhammed (s. a.v)

 - Birbirinizle hediyeleşiniz. Çünkü hediye kalpteki kuşkuları ve kini giderir. (Hazret-i Muhammed (s.a.v)

 - Öfkelendiğin zaman sus (konuşma)!
    (Hazret-i Muhammed (s.a.v)

-  Güzel söz sadakadır. (Hazret-i Muhammed (s.a.v)


- Kalbinde insanlara karşı bir merhamet taşımayan insan kaybetmiş, hüsrana uğramıştır. (Hazret-i Muhammed (s.a.v)

 -Allah'a göre insanların en sevimlisi, Allah'tan hakkıyla korkup takvâ ehli olan, ibadet ve taatlarında kendisini gizleyenlerdir. (Hazret-i Muhammed (s.a.v)

 -Allah katında dua kadar makbule geçen bir ikram yoktur. (Hazret-i Muhammed (s.a.v)

  -Iki haslet (huy) vardır ki, müminde birarada bulunmazlar: Cimrilik ve kötü ahlâk. (Hazret-i Muhammed (s.a.v)

 - Rahman olan Allah merhametli olanlara merhamet eder. Yerdekilere merhamet edin ki, semanın sakinleri de size merhamet etsin. (Hazret-i Muhammed (s.a.v)

  - Allah katında arkadaşların en hayırlısı, arkadaşlarına iyi davrananlardır. (Hazret-i Muhammed (s.a.v)

 
- Dünyada iyi bilinenler, ahirette de iyi bilinen kimselerdir.
 
   Hazret-i Muhammed Mustafa

 

    Sallallahu Aleyhi Vesellem

July 21

Video

Loading...

YouTube Video

Loading...

Son dakika haber

Loading...

Günün Hadis-i şerifi

Loading...

Tavsiye sitemiz (resmi tıklayın)

Loading...

Güncel haberler

Loading...

Son dakika

Loading...

Namaz vakti

Loading...

Arama motoru

Loading...